İçeriğe atla
Fikri Mülkiyet Hukuku KronikleriDr. Ozan Ali YILDIZAvukat / Marka Vekili
← Kronikler
KronikFikri Mülkiyet HukukuSayı 31

Markanın Hükümsüzlüğü Davalarında Sessiz Kalma Suretiyle Hak Kaybı İlkesinin Uygulanması Açısından Kötüniyet Unsuru

· Marka Hukuku

I. ÖZET

Değerlendirmekte olduğumuz karar, davacının, davalı tarafça marka olarak tescil ettirilen “Kuzeyin Oğlu” ifadesi üzerinde kendisinin telif hakkına sahip olduğu iddiasını ve buna dayanarak ileri sürdüğü markanın hükümsüzlüğü talebini konu almaktadır.

Davacı, kendisine ait bir şiirin adı olan “Kuzeyin Oğlu” ifadesinin eser niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Bu ifadenin davalı tarafça marka olarak tescil ettirilmesi üzerine, davacı, kendisinin telif hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bu markasının hükümsüzlüğünü talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, söz konusu eser adının, bağımsız bir eser niteliği taşımadığını belirtmiş ve davacı tarafın talebini reddetmiştir. Davacı tarafın istinaf başvuru sonucunda kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi, “Kuzeyin Oğlu” ifadesinin bağımsız bir eser niteliği taşıdığını kabul etmiş fakat yine de davacının tescil işleminden uzun süre (5 yıl 11 ay) sonra bu talebi ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Karar bu yönüyle Yargıtay tarafından onanmıştır.

Bize göre kararın ilgi çekici yönü, bölge adliye mahkemesinin, davalı tarafın kötü niyetli olduğunu kabul ettiği halde sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesini uygulamış olmasıdır. Bu haliyle karar, yerleşik Yargıtay içtihatları ile çelişmekte ve SMK m. 25/6 hükmüne aykırılık oluşturmaktadır.

İlgili Kanun Maddeleri: SMK m. 6/6, SMK m. 25/6, TMK m. 2

II. KARAR: Yargıtay 11. HD, T. 11.01.2024, E. 2022/4102, K. 2024/204

“…I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müstear H… H… ismini kullanan müvekkilinin 1983 tarihli şiir kitabının 116 ve 117. sayfalarında “Kuzeyin Oğlu” adlı şiirini yayınladığını, bu şiirin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (5846 sayılı Kanun) 2 nci maddesi kapsamında eser niteliği, müvekkilinin de 8 inci madde kapsamında eser sahibi sıfatını taşıdığını, eserin korunması için herhangi bir yere kayıt zorunluluğunun bulunmadığını, davalının müvekkilinin kitabından eseri öğrenip ezberlediğini, 08.12.2012 tarihli bir programda müvekkilinin bir şiirinde geçtiğini açıkça söylediğini, bir başka programda da şiirin davacıya ait olduğunu şiirin bir kısmını da okuyarak ikrar, beyan ve kabul ettiğini, davalının “Kuzeyin Oğlu” ibaresini giderek sahnelerde, programlarda kendi adı önünde bir mahlas ismi gibi kullanmaya başladığını, müvekkilinin eserinden maddi ve manevi faydalandığını, 2011 yılında da müvekkiline ait olduğunu bildiği “Kuzeyin Oğlu” ibaresini kötü niyetle adına marka olarak tescil ettirdiğini ileri sürerek anılan markanın hükümsüzlüğünü talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin tescilden çok önce kullanmaya başladığı dava konusu markaya tanınmışlık ve ayırt edicilik kazandırdığını, bu adla çeşitli TV programları yaptığını, programların internette de yayınlandığını, adına bir marka tescili bulunmayan davacının korunmaya değer bir hakkı veya hukuki yararından söz edilemeyeceğini, Karadeniz yöresine ait bir deyim olan “Kuzeyin Oğlu” lakabının halk tarafından benimsenip müvekkiline takıldığını, bu lakabın takılmasında davacının şiirinin başlığının bir etkisinin bulunmadığını, davacının hak düşürücü süre içinde dava açmadığını, esere verilen adın eser niteliği taşımadığını, eserlere ilişkin korumadan yararlanamayacağını, aynı adla yayınlanmış başka şiirlerin de bulunduğunu, ibarenin umumi ve yöresel bir tabir olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “KUZEYİN OĞLU” ibaresinin davacı tarafından 1983 yılında bir şiirinin adı olarak kullanıldığı, şiirin bütününün eser niteliğine sahip olduğu, ancak şiir adı şeklindeki “KUZEYİN OĞLU” ibaresinin eser niteliğine sahip olabilmesi için hususiyet kazandırılması gerektiği, halbuki bu ibareye davacı tarafından katılan bir hususiyetin bulunmadığı, ayrıca bu ibarenin Karadeniz yöresi insanı için söylenip anonimleştiği, dolayısıyla 5846 sayılı Kanun kapsamında eser olarak değerlendirilemeyeceği, davacının marka hukuku açısından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (6769 sayılı Kanun) 25 inci maddesi yollamasıyla 6 ncı maddesinin altıncı fıkrası anlamında telif hakkının bulunmadığı, davalı markasının hükümsüzlüğünün bu gerekçe ile talep edilemeyeceği, öte yandan davalı tarafından markanın tescil edildiği sınıflar açısından yapılan incelemede, davacının bu hizmet sınıflarında markasal kullanımın veya 5846 sayılı Kanun kapsamında bir kullanımın bulunmadığı, buna karşılık davalının tescil öncesinde başladığı yoğun kullanımı ile ibareye markasal kimlik ve marufiyet kazandırıldığının sunulan Tv programları ve deliller kapsamı ile anlaşıldığı, keza davalı markası ile davacı tarafından 1983 yılında bir kereye mahsus kullanılan ibare arasında halk nezdinde karışıklığın ve ilişkilendirmenin oluşmayacağı, davacı tarafından da beyan edildiği üzere davalı kullanımın bilindiği, 2007 yılından itibaren bu isim altında programların yapıldığı, tüm Türkiye çapında programların izlendiği, buna karşılık davacının 2010 yılından itibaren kullanımın sözlü olarak engellenmeye çalışıldığının iddia edildiği, ancak dosyaya sunulu mübrez belgeler çerçevesinde davalının markasal kullanımının 2007 yılından itibaren başladığının sabit olduğu, bu süre içerisinde davacının tescilden önce herhangi bir dava açmadığı gibi tescilden sonra da işbu davayı 5 yıl 11 ay sonra açtığı, davacının sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığı, davalının tescilde kötü niyetli olduğunun ispat edilmediği, bu yönde hiçbir delilin bulunmadığı, davalının bilinen ve toplumda sevilen bir sanatçı olması nedeniyle davacının davalı markasından haberdar olmadığını ileri süremeyeceği, davalı ile özdeşleşen “KUZEYİN OĞLU” ibareli sahne adının aynı zamanda marka olarak tescil edilmesi nedeniyle davalının markasını gelişen zaman içinde tanıttığı, markaya ayırt edicilik vasfı kazandırdığı, aradan çok uzun süre geçtikten sonra açılan davalar yoluyla malvarlığı/ marka değerinin yok olması söz konusu olduğundan bu tür davranışların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi kapsamında himaye göremeyeceği, davanın süresinde açılmadığı, hiçbir hükümsüzlük iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi incelemesi yapılmadığını, delillerinin değerlendirilmediğini, davalının programlarda dava konusu ibareyi müvekkilinin şiirinden aldığını ifade ettiğini, anonimlik savunmasının kabul edilemeyeceğini, iki resmî dilbilim kuruluşunun cevabi yazılarının iddialarını desteklediğini, ifadenin müvekkilinin kitabından önce kullanılmadığını, çeşitli yerlere müzekkere yazılması ve tanık dinlenmesi taleplerinin Mahkemece reddinin yerinde olmadığını, Kuzeyin Oğlu şiirinin davacının hususiyetini taşıdığını, hem şiirin adı hem dizeleri olduğunu, ibarenin münhasıran marka sahipliği hakkının müvekkiline aidiyetini bilen davalı kötü niyetli olduğundan 5 yıllık sürenin dikkate alınamayacağını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının şiirk kitabının 1983 yılında yayımlandığı, piyasada satışa sunulduğu, 116 ve 117. sayfalarında “Kuzeyin Oğlu” adlı şiirinin yer aldığı, kurumlardan gelen yazı cevapları incelendiğinde ibarenin anonim olmadığının anlaşıldığı, bu kullanımın davalı beyanları da incelendiğinde davacının şiirinde ilk defa geçtiğinin kabulünün gerektiği, kayıtlarda davalının davacının şiirinden esinlenerek bu ifadeyi kendisi için kullandığının anlaşıldığı, davacısının şiirine başlık yaptığı ibarenin ilk defa davacı tarafça şiirde kullanılması, daha önce böyle bir kullanımın bulunmaması ve çağrışım olarak güçlü bir tını bırakması sebebiyle “eser” niteliğinin olduğunun kabulünün gerektiği, davacının 5846 Sayılı Kanun bakımından ayırt ediciliği bulunan orijinal bir eser ismi oluşturduğundan bu isim üzerinde eser sahipliğinden doğan haklarının bulunduğu, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 8 ve 5 inci maddesi gereğince davacının eser üzerindeki haklarına dayanarak markanın hükümsüzlüğünü isteme hakkının bulunduğu, davalının davacının şiirini bildiği ve bile bile telif hakkını ihlal ettiği, tescilin kötü niyetli olduğu anlaşılmakla 5 yıllık sürenin uygulanamayacağı, davacının öncelik hakkı olduğu değerlendirilse dahi sessiz kalma suretiyle hak kaybının oluşup oluşmadığının tespitinin gerektiği, davalının marka tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre geçtikten sonra dava açıldığı, kötü niyetli marka tescili durumunda hükümsüzlük davası açmanın bir süreye tabi olmadığı, ancak marka tescil başvurusu kötü niyetli olsa dahi kötü niyetli marka tescilinde bulunan kişinin, marka tescilinden doğan haklarına zarar gelmeyeceğini düşünmesine ve markaya yatırım yaparak belli bir ekonomik değere ulaştırmasına yol açacak kadar uzun bir süre bu kullanıma itiraz edilmemiş ise artık bu marka üzerinde hukuken korunması gereken bir hakka sahip olacağı gözetildiğinde marka tescilinden yaklaşık 6 yıl sonra hükümsüzlük davası açılmasının 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile bağdaşmadığı, hükümsüzlüğünün istenemeyeceği, davacı vekilinin istinaf dilekçesinde, gerekçe sebebiyle kararın kaldırılmasını talep ettiği, sonuç itibarıyla davanın reddi kararı yerinde ise de Mahkemenin davacının marka hükümsüzlüğü sebebine dair gerekçesini düzeltildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin açıklanan re'sen sebeplerle istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; tanıkların dinlenmediğini, bütün delillerin toplanmadığını, dava konusuna uymayan bir Yargıtay içtihadına dayanıldığını, tanıkların davalı ile yapılan görüşmelere ilişkin beyanda bulunacaklarını delil listesinde belirttiklerini, davalının davacıyı gecikmeye düşürmek için nasıl davrandığı, bu konuda gerçekte onun dürüstlüğe ve iyi niyete aykırı nasıl hareket ettiğinin ispatlanacağını, iddiların hemen hepsi İstinaf Mahkemesince kabul edildiğini, sadece dava açılmasının 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesine aykırı olduğunun belirtildiğini, davacının “Kuzeyin Oğlu” adlı eserinin davalı tarafından 2007 yılında başladığı TV programlarından itibaren sürekli ve düzenli kullandığını, davalı gizlice tescil başvurusu yaptığını, akabinde de davacının zamanaşımı süresini kaçırması için oyalamaya giriştiğini, tarafların uzun yıllardır yakından birbirlerini tanıdıklarını, davacının öncelikle iyi niyetle ve konuyu hukuki ihtilafa düşürmeden çözmek istediğini, mülkiyetin esas alınması gerektiğini, mülkiyeti kanıtlanmış bir eserin hukuk eliyle sahibinden alıp haksız ve kötü niyetle tasarruf etmiş kişinin ellerine teslim edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacıya ait olan “Kuzeyin oğlu” adli şiirin bir eser olmakla birlikte şiir başlığının eser niteliği taşımadığını, bir şiir adının eser olarak korunamayacağını, davacının şiirine isim olarak kullandığı dava konusu ibarenin özgünlüğünün bulunmadığını, yöreye has bir deyim olarak Karadeniz yöresi insanı için kullanılan bir tabir olduğunu, sözlü kültürün bir parçasının sadece davacının tekeline bırakılamayacağını, Kuzeyin Oğlu, Güneyin Kızı, Yörük Oğlu, Avşar Oğlu, Avşar Kızı, Körfezin Kızı, Boşnak Kızı, Kuzeyin Kızı, Çukurova Anası, Ege Gelini gibi şiir adlarının bir eser olarak kabul edilemeyeceğini, bu tür deyimlerin hem lakap hem de eser adı olarak kullanılabildiğini, ibare davacının eserinde başlık olarak kullandı diye eser olarak kabul edilemeyeceğini, çağrışım olarak güçlü bir tını bırakmasının 5846 sayılı Kanun’da yer alan eser tanımı ile uzaktan ya da yakından ilgisi bulunmadığını, eser tanımı ile ilişkilendirilemeyeceğini, eser adlarının marka olarak tescil edilebileceğini, davacının herhangi bir telif hakkı ya da eser sahibi olmaması nedeni ile öncelik hakkı bulunmadığı gibi, 1983 yılında sadece bir şiir adı olarak kullandığı, 30 yıldır başkaca bir kullanımı olmadığı bu kelime üzerinde korunmaya değer bir hakkından bahsedilemeyeceğini, müvekkilinin gerek tescilden önce gerek tescilden sonra yıllarca vermiş olduğu emekle marufiyet kazandırdığı markanın kötü niyetli tescilinin söz konusu olmadığını, davacının “Kuzeyin Oğlu” ibaresini sadece şiirinin başlığı olarak kullanmasının dışında ne markasal olarak ne de hangi anlamda olursa olsun herhangi bir yerde kullanmadığını, oysa müvekkilin 2007 yılından itibaren sürekli TV programlarında, konserlerinde, röportajlarında kullandığını, uzun yıllar içerisinde tanınmışlık ve ayırt edicilik vasfı kazandırdığını, ibarenin programlarından çok daha önce lakap olarak müvekkiline takıldığını, yıllar içinde müvekkilin adı ile bir bütün oluşturduğunu, halk tarafından benimsendiğini, taraflarınca istinaf yoluna başvurulmadığı halde başvurunun reddine ve harçla yükümlü tutulmalarına dair hatalı karar verildiğini ileri sürerek gerekçe yönünden kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 5846 sayılı Kanun'un 1, 2, 25 inci maddeleri, 6 ncı maddesinin altıncı fıkrası.

3.4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.

4.556 sayılı KHK'nın 8 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalının İlk Derece Mahkemesi kararına karşı bir istinaf başvurusu bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçeli kararında 2 numaralı bent olarak gösterilen bölümde de davacı vekilinin sessiz kalmak suretiyle hak kaybına yönelik istinaf itirazları değerlendirilmiş ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gözetilerek yerinde görülmemiştir. Hal böyle olduğu halde gerekçeli kararın hüküm bölümünün 1 numaralı bendinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi ve 6/a bendinde davalıya istinaf karar ve ilam harcı yüklenmesi bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Davacı vekilinin vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm bölümünün 1 ve 6/a numaralı bentlerinin hükümden çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

11.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

III. DEĞERLENDİRME

Değerlendirmekte olduğumuz karar, “Kuzeyin Oğlu” ifadesinden oluşan markanın hükümsüzlüğü talebini konu almaktadır.

Davacı, kendisine ait bir şiirin adı olan “Kuzeyin Oğlu” ifadesinin şiirin bütününden bağımsız olarak da bir eser niteliğini haiz olduğunu iddia etmektedir. Bu ifadenin davalı tarafından marka olarak tescil ettirilmesi üzerine, davacı, telif hakkının ihlalini gerekçe göstererek markanın hükümsüz kılınmasını talep etmiştir.

Davacının bu talebini öncelikle telif hukuku açısından değerlendirmek isteriz. Eser adları, eserin bir parçasıdır ve FSEK’te eser parçaları için öngörülen koruma bunlar için de geçerlidir. FSEK m. 13/2’e göre, eser sahibine tanınan hak ve yetkiler eserin parçalarını da kapsar. Bir eserin parçaları, eserin bütününden ayrıldıklarında dahi eser sahibinin hususiyetini taşıyorsa, bağımsız bir eser gibi korunabilir. Dolayısıyla eser adları da eser sahibinin hususiyetini göstermeleri kaydıyla bağımsız bir eser gibi korunabilmelidir. 

Edebi eserlere sahibinin hususiyetini katacak ögeler; kompozisyon ve/veya ifade şeklidir. Kompozisyon; fikirlerin sıralanışı, bunlar arasında bağlantı kurma şekli ve benzeri unsurlardan oluşur. İfade şekli ise; sözcük seçimi, kullanılan tamlamalar veya metaforlar, sentaks gibi unsurlar sayesinde özgün hale gelir. İlkesel olarak, eser adlarının eserin bütününden bağımsız olarak korunabileceğini kabul etmekle birlikte az sayıda sözcük veya rakam içeren bu metinlerin eser sahibinin hususiyetini yansıtmasının kolay olmadığını da belirtmek gerekir. Zira bu tür kısa metinlerde özgün bir kompozisyon ve ifade şekli ortaya koymak güçlük gösterir. Ancak denebilir ki; kelime oyunlarından, beklenmedik metaforlardan, alışıldık olmayan tamlamalardan veya söz dizilerinden ya da eser sahibinin yarattığı (ex nihilo) kelimelerden oluşan eser adları, kompozisyon veya ifade şekli açısından özgün bir niteliğe sahip olacağı için bunların telif hukuku kapsamında korunma ihtimali yüksektir.

O halde, sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser adı marka olarak tescil edildiğinde, eser sahibi, telif hakkının ihlalini gerekçe göstererek bu markanın hükümsüzlüğünü talep edebilir (SMK m. 6/6, SMK m. 25/1).

Somut olaya bakıldığında, ilk derece mahkemesi “Kuzeyin Oğlu” ifadesinin hususiyet taşımadığına karar verirken; bölge adliye mahkemesi aksi yönde kanaate varmış ve söz konusu ifadenin bağımsız bir eser niteliğini haiz olduğuna hükmetmiştir. Bu noktada farklı sonuçlara ulaşılmış olması mahkemelerin vardığı nihai kararı değiştirmemişse de kararların gerekçesinde farklılığa sebep olmuştur.

İlk derece mahkemesi, “Kuzeyin Oğlu” ifadesinin bağımsız bir eser niteliği taşımadığı, davacının bu ifade üzerinde şiirin bütününden bağımsız şekilde bir telif hakkına sahip olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlük talebini reddetmiştir. Ayrıca kararda, sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesi yönünden de inceleme yapılmış ve davalı tarafın kötüniyetli olduğu ispat edilemediği için marka tescilinden uzun süre (5 yıl 11 ay) sonra açılan davanın bu sebeple de reddinin gerektiği ifade edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi ise, ilk derece mahkemesinin bu kararını kaldırmış, davacının “Kuzeyin Oğlu” ifadesi üzerinde telif hakkı sahibi olduğuna karar vermiş fakat sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesine dayanarak davacının talebini reddetmiştir. Ancak bölge adliye mahkemesinin, bu ilkeyi uygularken Yargıtay içtihatlarında hakim olan anlayışla ve SMK m. 25/6 hükmüyle çelişen bir yaklaşım sergilediği kanaatindeyiz.

Bu noktada, sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesinin unsurlarına kısaca değinmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. SMK m. 25/6’ya göre, markanın hükümsüzlüğü davalarında sessiz kalma suretiyle hak kaybının uygulanabilmesi için şu dört unsurun kümülatif olarak bulunması gerekir:

  • Sonraki tarihli markanın kullanılıyor olması,

  • Önceki hak sahibinin, markanın kullanıldığını bilmesi veya bilmesinin gerekmesi,

  • Önceki hak sahibinin, bu kullanıma birbirini izleyen 5 yıl boyunca sessiz kalmış olması,

  • Sonraki tarihli marka tescilinin kötüniyetli şekilde yapılmamış olması.

Görüleceği üzere, kanun koyucu, sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için sonraki tarihli tescilin kötüniyetli şekilde yapılmamış olmasını aramıştır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu yürürlüğe girmeden önce sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesi mevzuatımızda açıkça düzenlenmiş değildi fakat Yargıtay, TMK m. 2 hükmüne dayanarak bu ilkeyi uygulamaktaydı. O dönemki Yargıtay içtihatlarında da bu unsurun varlığı aranmaktaydı[1].

Değerlendirmekte olduğumuz kararda ise bu unsur göz ardı edilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararında şu ifadeleri kullanmıştır:

“...davalının davacının şiirini bildiği ve bile bile telif hakkını ihlal ettiği, tescilin kötü niyetli olduğu anlaşılmakla 5 yıllık sürenin uygulanamayacağı, davacının öncelik hakkı olduğu değerlendirilse dahi sessiz kalma suretiyle hak kaybının oluşup oluşmadığının tespitinin gerektiği, davalının marka tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre geçtikten sonra dava açıldığı, kötü niyetli marka tescili durumunda hükümsüzlük davası açmanın bir süreye tabi olmadığı, ancak marka tescil başvurusu kötü niyetli olsa dahi kötü niyetli marka tescilinde bulunan kişinin, marka tescilinden doğan haklarına zarar gelmeyeceğini düşünmesine ve markaya yatırım yaparak belli bir ekonomik değere ulaştırmasına yol açacak kadar uzun bir süre bu kullanıma itiraz edilmemiş ise artık bu marka üzerinde hukuken korunması gereken bir hakka sahip olacağı gözetildiğinde marka tescilinden yaklaşık 6 yıl sonra hükümsüzlük davası açılmasının 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile bağdaşmadığı, hükümsüzlüğünün istenemeyeceği...”

Görüleceği üzere, bölge adliye mahkemesi, davalının kötüniyetli olduğunu kabul etmiş fakat davalı taraf kötüniyet olsa dahi sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesinin uygulama alanı bulacağını belirterek davacının hükümsüzlük talebini reddetmiştir. Karar, bu yönüyle Yargıtay tarafından da onanmıştır.

Bu görüş benimsenecek olursa, başkasının hakkını ihlal eden kişi, bu ihlal vesilesiyle bir hak elde etmiş olacaktır. TMK m. 2’nin bu tür bir kazanıma imkan verecek şekilde yorumlanamayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca bu karar SMK m. 25/6’nın açık hükmüyle de çelişmektedir. Bu sebeple, kararda benimsenen görüşe katılmadığımızı belirtmek isteriz.


[1] Bkz. Yargıtay 11. HD, T. 12.6.2017, E. 2016/618, K. 2017/3606.

* * *

Konuya ilişkin daha detaylı okuma için bkz. Işık, Egemen, Marka Hukukunda Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı, İstanbul, 2017; Koçak, Mahmut Arif, Marka Hukukunda Sessiz Kalma Suretiyle Hak Kaybı İlkesi, İstanbul, 2021; Yıldız, Ozan Ali, “Telif Hakkına Dayalı Marka Tescil İtirazı”, Prof. Dr. Ali Necip Ortan’a Armağan, Cilt II, İstanbul, 2020, s. 2415-2443; Yıldız, Ozan Ali, “Telif Hukuku ve Haksız Rekabet Hukuku Çerçevesinde Eser Adlarının Korunması”, MÜHF-HAD, C. 26, S. 2, 2020, s. 1371-1387.

Av. Dr. Ozan Ali Yıldız

Paylaş