Çoklu Tazminat Talebinin Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresi
I. ÖZET
Değerlendirmekte olduğumuz karar, davacı tarafa ait kitapların davalılar tarafından izinsiz şekilde basıldığı iddiasını ve buna dayalı çoklu tazminat talebini konu almaktadır.
Karar metninde belirtildiği üzere, davacı, 1992 yılında davalılar ile bir sözleşme akdetmiş ve kitapları üzerindeki mali hakları davalılara devretmiştir. Ancak ilerleyen süreçte cayma hakkını kullanarak bu hakların kendisine dönmesini sağlamıştır. Bu sebeple, davalıların cayma hakkının kullanılmasından sonraki dönemde davacıya ait kitapları yayımlaması davacının mali hakları ihlal edecektir. İlk derece mahkemesi, uyuşmazlığı bu çerçevede ele almış ve davalıların eylemlerinin davacının mali haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle davacının çoklu tazminat talebini kabul etmiştir. Tarafların temyiz talebi üzerine kararı inceleyen Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıştır. Yargıtay, onama kararında, çoklu tazminat talebinin tabi olduğu zamanaşımı süresi yönünden önemli bir tespitte bulunmuştur. Buna göre, çoklu tazminat talebi TBK m. 146 (eBK m. 125)’da düzenlenen on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
İlgili Kanun Maddeleri: FSEK m. 68, TBK m. 146 (eBK m. 125)
II. KARAR: Yargıtay 11. HD, T. 12.7.2017, E. 2016/410, K. 2017/4100
“…Davacı vekili, davalılar ile 1992 yılında kitaplarıyla ilgili sözleşme yaptıklarını, sözleşmenin mali hakların devrine ek olarak fikri hakların da devrini içerdiğini, cayma hakkını sonsuza kadar engellediğini, cayma halinde ağır tazminat ödenmesini istemekte olduğunu, sözleşmenin bu şekilde geçersiz bir belge olduğunu, sözleşmenin imza tarihinden itibaren geçersizliğine karar verilmesini, sözleşme tarihinden bugüne kadar Yasa'ya aykırı olarak basılan kitapları için tazminat ödenmesini talep ettiğini, anılan sözleşmeden 08/07/1999 tarihinde davalılara tebliğ edilen "Cayma Kararı" ile caydığını, bu cayma kararına dayalı olarak açtığı tecavüzün ref'i ve tazminat taleplerini içeren davanın ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde devam ettiğini, bilirkişinin sözleşmenin 08/07/1999 tarihi itibariyle sona erdiğinin ve kitaplarla ilgili haklarının kendisine döndüğünün kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirdiğini, mahkemenin kitapların basım ve dağıtımını tedbiren durdurduğunu ileri sürerek, fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla, 3.000 TL tazminata hükmedilmesini, sözleşme tarihinden ve/veya sözleşmenin ortadan kalktığı tarihten itibaren yasal faizi ile tarafına ödenmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, davanın 08/07/1999 tarihindeki caymaya dayandığını, davacının bu tarihte cayma hakkının kullanılmasına rağmen davalıların kitap basımına devam ettiklerini ileri sürüp 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde devam eden davaya ek bir dava açtığını, FSEK'in 70/2 maddesi ve BK'nin 60.maddesi gereğince bu davaların bir yıl içinde açılması gerektiğini, 1999 yılında açılan ilk davanın zamanaşımını kesmesinin söz konusu olmadığını, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, davacının davalı olarak ... varislerini gösterdiğini, ancak mirasçıların adını gösterip onlar adına davayı açması gerektiğini, davaya ... San. Tic. Ltd. Şti. yönünden devam edilmesini, ... varisleri olarak açılan davanın husumet nedeniyle reddini talep ettiklerini, aynı konuda ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde açılmış dava bulunduğunu, tarafları ve konuları aynı olması nedeniyle o dava ile bu dava arasına derdestlik söz konusu olduğunu, bu nedenle açılan davanın ayrıca derdestlik itirazları nedeniyle reddini talep ettiklerini, müvekkillerinin davacının cayma hakkını kullanmasından sonra davacıya ait kitapların basım ve yayınını yapmadıklarını, alınan bilirkişi raporu ile doğrulandığını, davacı tarafından kitapların halen basıldığı iddiası ile ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan şikayet neticesinde takipsizlik kararı verildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı nazara alınarak, davacı ... tarafından davalılar aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile FSEK 68. maddesi uyarınca takdiren belirlenen 22.739,00 TL rayiç bedel üzerinden takdiren 3 katı olan 68.217,00 TL'nin 27/11/2000 tarihinden itibaren yürütülecek değişen oranlarda ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemece 5846 sayılı FSEK 68. madde kapsamında telif tazminatı hükümleri karşısında taraflar arasında farazi sözleşme ilişkisinin doğmuş bulunmasına, 818 sayılı BK'nın 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunmasına, davacı tarafça keşide edilen 08.07.1999 tarihli cayma ihtarına karşın FSEK 58. madde uyarınca caymaya itiraz davası açılmamak suretiyle ihtarnamenin tebliğinden sonraki davalı tarafça gerçekleştirilen çoğaltma ve yayma eyleminin ihlal oluşturmasına, TMK'nın 50. maddesi uyarınca davalılardan ...'nın (mirasçılarının) ihlal eyleminden sorumlu olacağının tabii bulunmasına göre, taraf vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir...”
III. DEĞERLENDİRME
Değerlendirmekte olduğumuz karar, davacı tarafa ait kitapların davalılar tarafından izinsiz şekilde yayımlanmasına ilişkin uyuşmazlığı konu almaktadır.
Davacı taraf, 1992 yılında yaptığı sözleşme ile kitapları üzerindeki mali hakları davalılara devrettiğini fakat daha sonra cayma hakkını kullandığını ve bu hakların kendisine döndüğünü iddia etmektedir. Buna rağmen davalılar bu kitapları yayımlamaya devam etmiştir. Bunun üzerine, davacı, davalıların bu eylemlerinin kendisinin mali haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle çoklu tazminat talebinde bulunmuştur.
İlk derece mahkemesi, davacının bu talebini haklı görmüş ve mali hakların kullanılması için belirlenen rayiç bedelin üç katının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir. Tarafların temyiz talebi üzerine kararı inceleyen Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıştır.
Davalıların ileri sürdüğü savunma gerekçelerinden biri davacının talebinin zamanaşımına uğradığıdır. Yargıtay, onama kararında, bu hususu da değerlendirmiş ve çoklu tazminat talebinin tabi olduğu zamanaşımı süresi yönünden önemli bir tespitte bulunmuştur. Buna göre, çoklu tazminat talebi eBK m. 125 (TBK m. 146)’te düzenlenen on yıllık zamanaşımı süresine tabidir[1].
Kararda sözü edilen FSEK m. 68 hükmü, çoklu tazminat talebini düzenlemektedir. Bir mali hakkın ihlali karşısında, hak sahibi, mütecaviz ile bir sözleşme yapmış olsaydı isteyebileceği bedelin veya mali hakkın kullanım şekline göre belirlenecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasının kendisine verilmesini isteyebilir (FSEK m. 68/1). Çoğaltma ve yayma yoluyla gerçekleşen ihlaller açısındansa, bu talep, tecavüzün sona erdirilmesine ilişkin taleplere ek bir talep olarak düzenlenmiştir (FSEK m. 68/2 ve 3).
Yargıtay bazı kararlarında bu talebi “telif tazminatı” olarak adlandırmaktadır[2]. Bu ifadenin FSEK m. 68’de düzenlenen talebin kapsamı ile ilgili bir karışıklığa sebep olabileceği kanaatindeyiz. Şöyle ki, Türk hukukunda tazminat yaptırımı ile zarar görenin zararının telafi edilmesi ve böylece zarar veren eylem olmasaydı zarar görenin malvarlığı ne durumda olacaktıysa o duruma getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu sebeple, tazminat yaptırımı, mağdurun malvarlığında artış yaratacak bir zenginleşme aracı olarak kullanılamaz. Bu bakış açısının bir sonucu olarak da zarar miktarının tazminat yaptırımının üst sınırını oluşturacağı kabul edilir. Oysa FSEK m. 68 hükmü, hak sahibinin zararı aşan bir talepte bulunmasına imkan sağlamaktadır. Bizim de benimsediğimiz ve öğretide hakim olan görüşe göre, FSEK m. 68’de öngörülen bu yaptırımın esas işlevi mütecavizi cezalandırmaktır. Bu sebeple, FSEK m. 68’de düzenlenen talebin “tazminat” olarak nitelendirilmesinin uygun olmayacağı kanaatindeyiz. Bunun yerine, “çoklu tazminat talebi” ifadesini kullanmayı tercih ediyoruz.
Tazminat talebi ile çoklu tazminat talebi arasındaki bu farklılık, bu iki talebin tabi olduğu zamanaşımı süreleri açısından da ayrım yapılmasına neden olmaktadır. Değerlendirmekte olduğumuz kararda bu ayrım açık bir şekilde yapılmış olmasa da varılan sonuç itibariyle bu ayrımın yapıldığı anlaşılmaktadır.
Mali hakların ihlali halinde ileri sürülecek tazminat talebinin tabi olduğu zamanaşımı süresi FSEK’te özel olarak düzenlenmemiştir. Ancak mali hakların ihlali haksız fiilin özel bir görünümü olduğu için bundan doğan tazminat talepleri açısından TBK m. 72’de düzenlenen zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı kabul edilir. Buna göre, tazminat alacağı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 72/1).
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat talepleri açısından geçerli olan bu zamanaşımı sürelerinin çoklu tazminat talebi açısından uygulama alanı bulup bulamayacağı tartışmalıdır. Değerlendirmekte olduğumuz kararda, Yargıtay, çoklu tazminat talebinin TBK m. 146 (eBK m. 125)’da düzenlenen genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu belirtmiştir. Anılan hüküm, zamanaşımı süresinin kanunda özel olarak belirlenmediği hallerde uygulanacak zamanaşımı süresini düzenlemektedir. Yargıtay, çoklu tazminat talebinin TBK m. 146’da düzenlenen zamanaşımı süresine tabi olduğunu belirtmekle, TBK m. 72’de düzenlenen sürelerin çoklu tazminat talebi açısından uygulanmayacağını kabul etmiş olmaktadır. Kararın bu yönüyle önemli bir tespiti içerdiği kanaatindeyiz.
[1] Aynı yönde bkz. Yargıtay 11. HD, T. 21.2.2014, E. 2012/11045, K. 2014/3251.
[2] Örnek olarak bkz. Yargıtay 11. HD, T. 20.1.2006, E. 2005/166, K. 2006/330; Yargıtay 11. HD, T. 9.10.2019, E. 2018/5191, K. 2019/6332.
Av. Dr. Ozan Ali Yıldız
