Eser Üzerindeki Mali Hakların İhlalini Konu Alan Davalarda İyiniyetin Rolü
I. ÖZET
Değerlendirmekte olduğumuz karar, yapımcılığı davacı tarafından üstlenilen bir müzik albümünde yer alan bazı eserlerin ve davacı adına tescilli markanın yapımcılığı davalı tarafından üstlenilen bir başka müzik albümünde kullanıldığı iddiasına dayalı talepleri konu almaktadır.
“Passion of Percussion Vol.2” adlı albümünün yapımcısı olan davacı, bu albümde yer alan bazı müzik eserlerinin davalının yapımcısı olduğu “Passion of Percussion-Yaşar Akpençe Harem'de” adlı albümde aynen kullanıldığını, bu durumun albüm üzerinde sahip olduğu mali hakları ihlal ettiğini ve ayrıca davalının yapımcısı olduğu albüm isminde yer alan “Harem” ibaresinin kendisine ait tescilli bir marka olduğunu ve bunun marka hakkının ihlaline neden olduğunu ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi, davacının mali haklarının ihlal edildiğine fakat davalının “Harem” ibaresine ilişkin markasal bir kullanımı olmadığı için marka hakkının ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Yargıtay, kararın bu yönüyle usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmekle birlikte marka hakkının ihlaline ilişkin talep reddedildiği için davalı yararına da vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Davalı taraf, savunmasında, kendisinin söz konusu müzik eserlerinin bir başkasına ait albümde yer aldığını bilebilecek bir durumda olmadığını belirtmiş ve davanın reddini talep etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, FSEK m. 54 hükmüne atıf yaparak, bu uyuşmazlıkta iyiniyetin korunamayacağı gerekçesiyle davalının savunmasına bir değer atfetmemiştir. Bu gerekçelendirmenin isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Zira FSEK m. 54 hükmü, mali haklara ilişkin tasarruf işlemlerinde iyiniyetin korunmayacağını düzenlemekte olup bu hüküm, mali hakların ihlalini konu alan uyuşmazlıklar açısından uygulanma kabiliyetine sahip değildir.
İlgili Kanun Maddeleri: FSEK m. 54
II. KARAR: Yargıtay 11. HD, T. 11.6.2014, E. 2014/4686, K. 2014/11099
“…Davacı vekili, müvekkilinin, “Passion of Percussion Vol.2” adlı albümünün yapımcısı ve 05.11.2004 tarihli edisyon sözleşmesi uyarınca hak sahibi bulunduğunu; söz konusu albümün 1. ve 2. sırasındaki parçalar ile davalının yapımcısı olduğu “Passion of Percussion-Yaşar Akpençe Harem'de” albümünün 11. ve 16. sırasındaki kayıtlarla aynı olduğunu, bu durumun 18.08.2010 tarihinde MÜ-YAP tarafından tespit edildiğini; davalının, söz konusu parçaları kopyalayıp isimlerini değiştirerek haksız kazanç elde ettiğini ayrıca davalının müvekkilinin tescilli markası olan “Harem” ibaresinin albüm adında kullandığını ileri sürerek mali haklarına yapılan tecavüz ve markasının izinsiz kullanılması nedeniyle uğradığı zararlara esas olmak üzere fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, FSEK'nın 68. maddesi gereğince, 10.000 TL'nin tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında talebini 45.000 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin yapımcısı olduğu albümde yer alan dava konusu şarkıların Yaşar Akpençe tarafından albüme konulduğunu, müvekkilinin bu şarkıların davacının yapımcısı olduğu albümde yer alan şarkılarla aynı olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, marka hakkına tecavüzün de söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının yapımcı olduğu albümde davacının mali hak sahibi olduğu 12 adet şarkının farklı isimle aynen kullanıldığını, davalının bu durumu bilebilecek durumda olmadığını savunsa da FSEK'nın 54. maddesi gereğince iyiniyetin korunmayacağını, davalının davacının tescilli markası olan “harem” ibaresini markasal olarak kullanmadığı, davacının FSEK'nın 68. maddesi uyarınca talep edebileceği tazminat miktarının 45.000 (15.000x3) TL olduğu gerekçesiyle anılan miktarın tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, mahkemece markaya tecavüzle ilgili istem reddedildiğine göre, davada kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru olmamış kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açılanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 11/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III. DEĞERLENDİRME
Değerlendirmekte olduğumu kararın bize göre önem arz eden kısmı, davacı tarafın mali haklarının ihlal edildiği iddiasına dayalı talepleri karşısında davalının yapmış olduğu savunma ve ilk derece mahkemesinin bu savunma hakkında yapmış olduğu değerlendirmedir.
“Passion of Percussion Vol.2” adlı albümünün yapımcısı olan davacı, bu albümde yer alan bazı müzik eserlerinin davalı tarafın yapımcısı olduğu “Passion of Percussion-Yaşar Akpençe Harem'de” adlı albümde aynen kullanıldığını, bu durumun albüm üzerinde sahip olduğu mali hakları ihlal ettiğini ileri sürmüş ve FSEK m. 68 çerçevesinde çoklu tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı taraf, savunmasında, kendisinin söz konusu müzik eserlerinin bir başkasına ait albümde yer aldığını bilebilecek bir durumda olmadığını belirtmiş ve davanın reddini talep etmiştir. Başka bir deyişle, davalı, kendisinin iyiniyetli olduğu ve bu sebeple mali hakları ihlal eden bu eylemden sorumlu tutulmaması gerektiği yönünde bir savunma yapmıştır.
Bu savunma kapsamında iyiniyet, bir kimsenin bir başkasının mali haklarını ihlal ettiğini bilmemesi ve bilebilecek durumda olmaması şeklinde izah edilebilir. Bir eserin başkasına ait olduğunu bildiği halde bu eser üzerindeki mali hakları kullanan kişi veya bunu bilebilecek durumda olduğu halde ihmalkarlığı sonucunda başkasının mali haklarını ihlal eden kişi kusurlu hareket etmiş olur. İlk durumda kusur, kast derecesinde; ikinci durumda ise, ihmal derecesindedir. Buna karşılık, bir kimse başkasının mali haklarını ihlal ettiğini bilmiyorsa ve bilebilecek durumda da değilse mali hakların ihlaline sebep olan eylem yönünden kusursuz olduğu kabul edilmelidir.
Mali hakların ihlaline dayalı çoklu tazminat talebinin ileri sürülebilmesi için davalının kusurlu olması gerekir. O halde, davalının iyiniyetli olduğu, yani kusurunun bulunmadığı şeklindeki savunması somut uyuşmazlıkta verilecek karar açısından belirleyici olmalıdır. Ancak ilk derece mahkemesi, FSEK m. 54 hükmüne atıf yaparak, bu uyuşmazlıkta iyiniyetin korunamayacağı gerekçesiyle davalının savunmasına bir değer atfetmemiştir. Yargıtay da kararın bu yönüyle usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin yapmış olduğu bu gerekçelendirmenin isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Bu noktada, öncelikle, kararda atıf yapılan kanun hükmüne değinmek isteriz.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Dördüncü Bölüm’ü Sözleşme ve Tasarruflar başlığını taşımaktadır. Bu bölümde yer alan hükümler (FSEK m. 48-65), mali haklara ilişkin hukuki işlemleri ve mali hakların miras yoluyla intikaline ilişkin kuralları düzenlemektedir. İlk derece mahkemesi kararında atıf yapılan FSEK m. 54 de bu bölümde yer alan hükümlerden biridir.
“2. Salahiyetin mevcut olmaması:” kenar başlığını taşıyan FSEK m. 54, mali hakları konu alan bir tasarruf işleminde bulunan kişinin tasarruf yetkisinin bulunmadığının anlaşılması durumunda uygulanacak hükümleri düzenlemektedir. FSEK m. 54/1’e göre, “Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmıyan kimseden iktisap eden, hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye görmez.” Bu hükümle, bir mali hakkı veya lisans hakkını iktisap etmek üzere gerçekte bu haklar üzerinde tasarruf yetkisi olmayan kişi ile işlem yapan kişinin -iyiniyetli olsa dahi- bu hakları iktisap edemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, bir mali hak devir sözleşmesi veya lisans sözleşmesi kurulmuş değildir. Davacının talebi, mali hakların ihlal edildiği iddiasına dayanmaktadır. Dolayısıyla FSEK m. 54 hükmünün somut uyuşmazlık açısından uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
İlk derece mahkemesinin kabulünün aksine, davalı tarafın iyiniyetli olduğu savunması somut uyuşmazlık açısından önem arz etmektedir. Davacı FSEK m. 68’e dayalı çoklu tazminat talebinde bulunmuştur ve bu talebin kabulü için davalının kusurlu olması gerekir. Eğer davalı, davacının mali haklarının ihlal edildiğini bilmiyorsa ve bilebilecek durumda değilse, kendisine kusur izafe edilemeyeceği için davacının çoklu tazminat talebi reddedilmelidir.
Sonuç olarak, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı gerekçelendirirken FSEK m. 54 hükmüne atıf yapmasının ve bu hükme dayanarak davalı tarafın savunmasını göz ardı etmesinin isabetli bir yaklaşım olmadığı kanaatindeyiz. Bize göre, hakimin somut uyuşmazlığı ele alırken davalının gerçekten de davacının mali haklarının ihlal edildiğini bilebilecek durumda olup olmadığını irdelemesi ve bunun sonucuna göre bir karar vermesi gerekirdi.
Av. Dr. Ozan Ali Yıldız
