İçeriğe atla
Fikri Mülkiyet Hukuku KronikleriDr. Ozan Ali YILDIZAvukat / Marka Vekili
← Kronikler
KronikFikri Mülkiyet HukukuSayı 29

Yararlanılan Eser Sahibinden İzin Alınmaksızın Meydana Getirilen İşleme Eserler Üzerindeki Fikri Hakların Korunması

· Telif Hukuku

I. ÖZET

Değerlendirmekte olduğumuz karar, davacı tarafın meydana getirdiği grafik tasarımların davalı tarafından izinsiz kullanılmasını ve davacı tarafın buna dayalı tecavüzün önlenmesi ve tazminat taleplerini konu almaktadır.

İlk derece mahkemesi, dava konusu grafik tasarımların işleme eser niteliğinde olduğunu, bu sebeple davacının söz konusu grafik tasarımlar üstünde tek başına hak sahibi olmadığını belirtmiş ve davacı tarafın taleplerini reddetmiştir. Buna karşılık Yargıtay, davacı tarafından meydana getirilen grafik tasarımlar bir işleme eser niteliğinde olsa ve davacı taraf yararlanılan eser sahibinden izin almadan bu işleme eseri meydana getirmiş olsa dahi bu taleplerin ileri sürülebileceğini ifade etmiş ve ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Aşağıda detaylı şekilde açıklayacağımız sebeplerle Yargıtay’ın bu gerekçesine katılmadığımızı belirtmek isteriz.

İlgili Kanun Maddeleri: FSEK m. 20/4

II. KARAR: Yargıtay 11. HD, T. 20.5.2019, E. 2018/2500, K. 2019/3862

“…Davacı, davalının tümüyle kendi eseri olan grafik tasarım ürünlerini izni olmadan kullandığını ve bundan gelir elde ettiğini, eserleri kendisine sadece bir kez kullanması için dijital baskı yapılmak üzere CD içinde verdiğini, buna karşılık davalının dava konusu eserleri birçok kez ve bir çok yerde kullanarak kendisini maddi ve manevi zarara uğrattığını ileri sürerek tecavüzün önlenmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL tazminatın tarafına ödenmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının tasarımının kendisine ait olmadığını, başkasına ait fotoğrafların kullanıldığını, davacının kendisine verdiği tasarımın Rize Ticaret Borsasına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, eserin işleme - derleme eser olduğu, davacıya tek başına hak sahipliği bahşetmediği, davacının kendi eseri olarak kabul edilemeyen dava konusu ile ilgili olarak tecavüzün kaldırılması ve tazminat talep edemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava eserden doğan telif hakkına tecavüzün önlenmesi ve maddi tazminat istemine ilişkindir. Eser türleri, 1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 2 ve devamı maddelerinde sahibinin hususiyetini taşıması ön koşuluyla ve sınırlı sayıda olmak üzere düzenlenmiştir. Kanunda sayılan eser türleri arasında, 2/3. maddesinde “bedii vasfı bulunmayan teknik ve ilmi mahiyetteki fotoğraf eserleri”, 4/5. maddesinde ise “güzel sanat eseri mahiyetindeki estetik değere sahip fotoğrafik eser ve slaytlar” ilim eseri mahiyetindeki eserleri de bulunmaktadır. Öte yandan anılan Kanunun 6.maddesi uyarınca, daha önceki bir eserden yararlanmak suretiyle, bu eserle bağlantısını devam ettirecek surette "işleme ve derleme" şeklinde yeni bir eser oluşturulması da mümkündür.

FSEK 21.madde uyarınca bir eserden işleme hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Bu itibarla işleme eser sahibi, asıl eser sahibinden izin almadan eseri oluşturmuş ise anılan eserden iktisadi maksatla çoğaltma, yayma ve benzeri yollarla iktisadi kazanç elde edemez (Ernst Hirsch, Fikri Say II, s. 92). Bununla birlikte işleme eserin oluşturulması münhasıran işleme eserin sahibinin iznine tâbi olmadığı gibi, izinsiz oluşturulmuş olsa bile işleme eserin sahibi, yararlanılan önceki eser sahibi de dahil olmak üzere, başkalarının kendisinden izinsiz olarak işleme eseri çoğaltma ve yayma eyleminde bulunmaları halinde eserden doğan maddi ve manevi haklara tecavüz nedeniyle, tecavüzün ref'i, maddi ve manevi tazminat davaları açmasına da bir engel bulunmamaktadır (L.Yavuz, Alıca, Merdivan FSEK Yorumu, C. I, s. 745-748). O halde mahkemece, davacıya ait fotoğrafın FSEK 2, 4, 6 ve devamı maddeleri kapsamında işleme suretiyle oluşturulmuş fotografik bir eser mahiyetinde mi, yoksa FSEK 84. maddesi kapsamında bir işaret ve resim tespiti mahiyetinde mi olduğu, eser mahiyetinde olması halinde FSEK 68.maddesine göre, bu mahiyette değil ve bir görüntü tespiti mahiyetinde ise haksız rekabet hükümlerine göre izinsiz çoğaltma ve yayma konusu yapılan ürün adedi itibariyle tazminatın belirlenmesi hususunda alanında uzman bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınarak değerlendirme yapılması gerekirken hatalı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir…”

III. DEĞERLENDİRME

Değerlendirmekte olduğumuz karar, davacı tarafından meydana getirilen grafik tasarımlar üzerindeki mali hakların ihlalini konu almaktadır.

Eser sahibinin mali hakları, FSEK m. 20 vd. hükümlerde düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre; bir eseri işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim hakları münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 21-25). Bu hükümler; eser sahibine, eserden ekonomik olarak faydalanma ve üçüncü kişilerin kendisinin izni olmadan eserden bu şekilde faydalanmalarına engel olma yetkisi tanır.

Davacıya ait eserin bir işleme eser niteliği taşımasıysa durumu biraz karmaşık hale getirmektedir. İşleme eserler, kendisinden önce meydana getirilmiş olan bir veya birden çok eserden yararlanılarak meydana getirilen, onlardan tümüyle bağımsız olmayan fakat işleyenin de hususiyetini taşıyan eserlerdir. Var olan bir eseri/eserleri işlemek suretiyle yeni bir eser meydana getirmek yaratıcı bir faaliyet olduğuna ve bu faaliyet işleyen tarafından gerçekleştirildiğine göre, meydana getirilen bu yeni eserin sahibi, işleme eylemini gerçekleştiren kişidir.

Öte yandan, bir eseri işleme hakkı da münhasıran eser sahibine aittir. Dolayısıyla yararlanılan eser sahibinden izin almadan bir eseri işlemek, işleme hakkının ihlali anlamına gelir. Buna rağmen, bir kimse, eser sahibinin iznini almadan bir işleme eser meydana getirse dahi eser sahibi statüsünü kazanacaktır. Zira eser meydana getirmek bir maddi fiildir. İşleyenin yaratıcı bir faaliyette bulunarak işleme eseri meydana getirmiş olması eser sahipliği statüsünü kazanması için yeterlidir. Yargıtay da değerlendirmekte olduğumuz kararında bu tespiti yapmıştır.

Bu durum karşısında, yararlanılan eser sahibinin haklarının korunması gerektiği açıktır. Aksi halde münhasıran eser sahibine tanınan işleme hakkı korumasız kalacaktır. Bu ihtiyacı gözeten kanun koyucu, işleme eserler üzerindeki mali hakların kullanılması yönünden özel bir hukuki rejim öngörmüştür. FSEK m. 20/4’e göre, bir işleme eserin sahibi, sahip olduğu mali hakları yalnızca yararlanılan eser sahibinin izin verdiği ölçüde kullanabilir. Sözgelimi, yararlanılan eser sahibi, işleme eser üzerindeki mali hakların yalnızca Türkiye sınırları içerisinde veya yalnızca 3 yıl süreyle kullanılmasına izin vermişse, işleme eser sahibi mali haklar üzerindeki yetkilerini bu sınırlar dahilinde kullanabilecektir. O halde, yararlanılan eser sahibi izin vermediği sürece, işleme eser sahibi, işleme eser üzerindeki mali hakları kullanamayacak; mali hakların eser sahibine tanıdığı yetkilerden arındırılmış bir eser sahipliği statüsüne sahip olacaktır.

Yazının başında da belirttiğimiz üzere, mali hakların eser sahibine tanıdığı yetkilerin iki yönü bulunmaktadır. Eser sahibi bu haklara dayanarak hem eserden ekonomik yarar sağlayabilir hem de üçüncü kişilerin bu hakları kullanmasına engel olabilir. Yararlanılan eser sahibinin izni alınmaksızın meydana getirilen işleme eserlerde, işleme eser sahibi, mali hakların kendisine sağladığı yetkilerden arındırılmış bir eser sahipliği statüsüne sahip olacağına göre, eserden ekonomik yarar sağlayamayacak ve üçüncü kişilere karşı da bu hakları ileri süremeyecektir. Başka bir deyişle, mali hakların kendisine sağlayacağı yetkilerden iki yönüyle de mahrum kalacaktır.

Değerlendirmekte olduğumuz Yargıtay kararında ise kısmen de olsa farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Yargıtay, yararlanılan eser sahibinden izin alınmadan bir işleme eser meydana getirilmişse, işleyenin bu eserden ekonomik yarar elde edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak karar göre, üçüncü kişiler işleme eser üzerindeki hakları ihlal edecek olursa, işleme eser sahibi, bu kişilere karşı tazminat davası açabilecektir. Kararda mali hakların eser sahibine tanıdığı yetkiler arasında neden böyle bir ayrım yapıldığı açıklanmamıştır. Kanaatimizce, böyle bir ayrımın yapılmasını gerektirecek kanuni bir dayanak bulunmamaktadır. Aksine Yargıtay’ın bu kararı FSEK m. 20/4 hükmüne aykırıdır. Yukarıda açıkladığımız gerekçelerle, izinsiz şekilde işleme eser meydana getiren kişinin mali hakların eser sahibine tanıdığı yetkilerden her iki yönüyle de yararlanamayacağının kabul edilmesi gerekir.

Ayrıca Yargıtay’ın bu kararı kendi içerisinde bir çelişki de barındırmaktadır. Karara göre, izinsiz şekilde bir eseri işleyen işleme eser sahibi bu eserden ekonomik kazanç elde edememelidir. Ancak işleme eser sahibinin üçüncü kişilere tazminat davası açabileceği kabul edildiğinde, işleme eser sahibinin bu eserden dolaylı da olsa ekonomik yarar sağlaması mümkün hale gelmektedir. Bu itibarla da kararın isabetsiz olduğu kanaatindeyiz.

Son olarak şunu belirtmek isteriz ki, FSEK m. 20/4 hükmü, işleme eser üzerindeki mali haklarla sınırlı bir düzenleme getirmektedir. Manevi haklar açısından böyle bir sınırlama bulunmadığı için işleme eser sahibinin manevi haklarına dayalı olarak üçüncü kişilere dava açmasının önünde kanuni bir engel bulunmamaktadır.

* * *

Konuya ilişkin daha detaylı okuma için bkz. Erdil, Engin, Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda İşlenme Eserler, İstanbul, 2003.

Av. Dr. Ozan Ali Yıldız

Paylaş